diyekonustu.com
$ DOLAR
-
-
€ EURO
-
-
BİTCOİN
-
-
ÇEYREK ALTIN
-
-
BİST 100
-
-
GRAM ALTIN
-
-
TAM ALTIN
-
-
PETROL
-
-
ONS ALTIN
-
-
Tüm Piyasalar →

Tolga Birgücü yazdı: Devlet kapısı abla kapısı değildir!

Tolga Birgücü yazdı...

Tolga Birgücü Tüm Yazıları
Son Güncelleme: 15 Temmuz 2026 15:09
G Google'da diyekonustu.com'u takip edin Takip Et

Devletin en büyük düşmanı yolsuzluk değildir.

Yolsuzluk bir sonuçtur.

Asıl düşman, "Beni tanıyorlar." rahatlığıdır.

"Ben hallederim."

"Benim işimi önce yaparlar."

"Bir telefon yeter."

İşte devleti çürüten zehir tam olarak budur.

***

Bugün diyekonustu.com'un manşetine aldım haberi; Kavak Belediyesi'nden paylaşılan bir fotoğraf ve birkaç cümle, belki de yüzlerce sayfalık denetim raporundan daha fazla şey anlattı.

"Çocuklar ilk benim işi halledin..."

Belki gülerek söylendi.

Belki şakaydı.

Belki gerçekten kimseye öncelik tanınmadı.

Ama mesele o değil.

Bir kamu kurumunda bunu söyleyebilecek rahatlığı kendinde bulabilmek bile başlı başına bir problemdir.

Çünkü devlet kurumu samimiyetin değil, ciddiyetin adresidir.

Belediye binası mahalle kahvesi değildir.

Orada "abla", "abi", "kanka", "başkanım", "bizden biri" anlayışı olmaz.

Orada yalnızca vatandaş vardır.

Ve vatandaşın önünde herkes eşittir.

İşte bu kadar basit.

Türkiye'de insanlar artık torpil yapıldığını görmek istemiyor.

Çünkü torpilin yapıldığına inanıyor.

Aradaki fark çok büyük.

***

Bir ülkede adalet sadece uygulanmaz.

Aynı zamanda uygulandığına da toplum inanmalıdır.

İnsanlar belediye binasına girdiğinde...

"Acaba içeride tanıdığı olanın işi önce mi görülüyor?" diye düşünmeye başlamışsa...

İşte devlet orada kaybetmeye başlamıştır.

Bugün kimse çıkıp da...

"Canım, o samimi bir konuşmaydı."

"Şakaydı."

"Abla diye hitap ediyorlar." demesin.

Tam da problem bu zaten.

Devlet, samimiyet kaldırmaz.

Devlet mesafe ister.

Çünkü o mesafe kaybolduğu gün, adalet de kaybolur.

Bir belediyede çiçek satanın kim olduğu önemli değildir.

Önemli olan, belediyeye gelen herkesin aynı muameleyi gördüğüne dair en küçük şüphe bile oluşmamasıdır.

Devlet memuru vatandaş seçemez.

Devlet kurumu tanıdık seçemez.

Kamu hizmeti ise hiç kimseye göre şekillenemez.

Bir belediyenin itibarı, yaptığı parklarla ölçülmez.

Attığı asfaltla da ölçülmez.

O belediyenin kapısından içeri giren en sıradan vatandaşın...

"Ben burada kimseyi tanımıyorum ama işim yine de görülür." diyebilmesiyle ölçülür.

İşte kamu vicdanı budur.

Bugün Kavak'ta konuşulan şey bir çiçekçi değil.

Bir paylaşım da değil.

Konuşulan şey, devlet ciddiyetidir.

Çünkü devletin kapısında vatandaş olmak yeterli değilse...

Orası artık devlet kapısı olmaktan çıkmıştır.

Ve unutulmamalıdır ki...

Devleti yıkan büyük skandallar değil, küçük ayrıcalıkların normalleşmesidir.

***

An itibariyle artık kamuoyu da yaşananların farkında. 
Son günlerde Kavak Belediyesi'ne dair hangi taşın altına baktıysam, hangi dosyayı kurcalamaya başladıysam yeni iddialar adeta çorap söküğü gibi ortaya çıkıyor. Kalem oynattıkça görüyoruz ki mesele tek bir olaydan ibaret değil.

Yönettiği belediye artık hizmetleriyle değil, peş peşe patlak veren tartışmalarla anılıyor. Bu nedenle Kavak Belediye Başkanı'nın sessiz kalma ya da gelişmeleri görmezden gelme lüksü kalmamıştır.

Çünkü kamuoyunun karşısına çıkan her yeni olay, belediyeye duyulan güveni biraz daha aşındırmaktadır.

Bugün çıkıp net konuşmalıdır.

"Bu görüntü, belediyemizin hizmet anlayışını yansıtmıyor."

ya da

"Belediyemizde hiçbir vatandaşa ayrıcalık tanınmaz."

demelidir.

Çünkü suskunluk, iddiaları ortadan kaldırmaz.

Aksine, vatandaşın zihnindeki soru işaretlerini daha da büyütür.

Belediye başkanlığı makamı, tartışmaların geçmesini bekleme makamı değil; kamu vicdanını rahatlatma makamıdır.

***

Yeniden Refah Partisi de bu olayı basit bir sosyal medya paylaşımı olarak geçiştiremez.

Çünkü bu tartışmanın merkezinde yalnızca bir paylaşım değil, kamu yönetimine duyulan güven vardır.

Siyaset, sadece dürüst olmakla övünmek değildir.

Dürüstlüğü her koşulda gösterebilmek, en küçük şüpheye bile fırsat vermemektir.

Bugün sessiz kalanlar, yarın oluşacak güvensizlikten de sorumludur.

Çünkü devlet yönetiminde bazen yapılan hata değil, o hataya gösterilen sessizlik en büyük zararı verir.

Devlet kapısında vatandaşın aklına "Acaba tanıdığı olanın işi önce mi görülüyor?" sorusunu düşüren her görüntü, kamu vicdanına vurulmuş bir darbedir. 

Çünkü devleti ayakta tutan binalar değildir. 

Güvendir. 

O güven bir kez sarsıldığında, ne yapılan asfalt onu onarabilir ne de kesilen kurdeleler. 

İşte bu yüzden, bugün susanlar yarın oluşacak güvensizliğin de sorumluluğunu taşımak zorunda kalacaktır.

***

Ve bugün 15 Temmuz... 

Devletin nasıl içeriden çökertilmeye çalışıldığını acı şekilde hatırladığımız bir günde, kamu kurumlarında oluşan en küçük ayrıcalık algısına bile sessiz kalamayız.

Devleti korumanın yolu; hukuku, liyakati ve eşitliği tavizsiz savunmaktan geçer. Çünkü devlet, kimsenin "ahbabının" ya da "ablasının" değil, 86 milyonun devletidir.



Tolga Birgücü
diyekonustu.com